Napoli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Napoli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2008 Cumartesi

JuvenSusPus & FioTREntina


Sakatlıklardan yana başı dertte olan Juventus ligdeki kötü gidişine Napoli deplasmanında dur demek istiyordu.

Napoli ise bu sezon özellikle sahasında iyi sonuçlar alıyordu ve ev sahibi ekip Juve’den de çekinmiyordu.

İlk yarısı iki takımında kontrollü oyunuyla geçti. İlk 45 dakikada iki tarafta eşitliği bozamadı ve soyunma odasına 0-0’lık beraberlikle gidildi.

İkinci yarıda iki takımda risk alarak oynadı ve Juventus Amauri’nin golü ile 61’de 1-0 öne geçti. Ev sahibi Napoli bu gole cevap vermekte gecikmedi ve 64’te Hamsik ile skoru 1-1’e getirdi. 79’da Lavezzi’nin golü ile öne geçen Napoli kalan dakikalarda Juventus baskısına dayandı ve karşılaşmadan üç puanla ayrıldı.


Fiorentina takibi bırakmıyor: 3-0



Floransa'da Reggina, Fiorentina'nın konuğu olurken, gülen taraf 3-0'lık skorla evsahibi ekip oldu.

Misafir ekip kaleci Andrea Campagnolo'nun kırmızı kart görmesiyle 40. dakikadan itibaren mücadeleyi Mor Menekşeler karşısında bir kişi eksik tamamladı.

Campagnolo, Mario Sanatan'yı cezasahasında yere düşürmesinin ardından penaltıya sebep olup kırmızı kart görürken, Giampaolo Pazzini penaltı atışını gole çevirdi 1-0,

Gol krallığında lider durumdaki Gilardino, oyuna 72. dakikada dahil olurken, 3 dakika ardından farkı 2'ye çıkarttı ve 81. dakikada maçın skorunu belirleyen golü kaydetti.

Salı günü, Şampiyonlar Ligi'nde Bayern Münih'le karşılaşacak olan Fiorentina'da Gilardino dinlendirilmiş ve yerine Pazzini bu sezon ilk kez ilk 11'de yer bulmuştu.

Karşılaşmanın ardından konuşan Gilardino, gereksinim duydukları 3 puanı aldıklarını söylerken, attığı gollerde en büyük payın takım arkadaşları olduğunu belirtti.

1 Temmuz 2008 Salı

Futbola Siyaset Karışmasınmışmış....2


Ülkemizde bir laf vardır. Ne sağcı ne solcu futbolcuyum futbolcu. Bu lafa kızarlar futbolcular ama bizde zihniyet böyledir. Avrupa’nın belli bölgelerinde ise taraftarların politikleşme süreci çok eski yıllarda vuku bulmuştur. Bu yüzden de politik pankartların statlarda görülmesine alışıktırlar. Avrupa ülkelerinin bir kısmında özellikle de güney ve doğusunda 2. Dünya savaşı öncesi ve sonrasında yaşanan politik kaosun eseridir taraftarın politize olması. Bazı kulüpler hatta şehirler belli bir politik görüşün simgesi halini alınca futbol maçları zaman zaman İç Savaş atmosferinde geçmeye mahkumdur. Bu konuda benim favorim İtalya’nın Livorno kulübü taraftarları. 1921 yılında İtalya’nın bu şehrinde Komünist Parti kuruluyor. Ve o zamandan itibaren grevleriyle, gösterileriyle her zaman için Çizme’nin en solundaki kent olarak kalıyor. Bugün bile herhangi bir aşırı sağcının kentte boy göstermesi yaşamı açısından tehlikeli. Durum böyle olunca Livorno taraftarlarının olaya bakış açısı da farklı değil. Livorno’nun stadında bulunan Curva Nord’da (Kuzey Açık Tribün) büyük bir Che Guevara bayrağı asılı durur. Rusça pankartlar, kızıl bayraklar ve anti-faşist semboller bugün bile Livorno tribünlerinin vazgeçilmezidir. Stalin’in doğum günü tribünlerde kutlanır. Futbolcusu da böyledir. Taraftarın sevgilisi Cristiano Lucarelli, şehirde oynanan bir Ümit Milli maçta gol attıktan sonra formasını kaldırdığında altında Che Guevara tişörtü vardır. Lucarelli çok iyi bir futbolcu olmasına rağmen milli takım kapısı yüzüne kapanır. Aynı Lucarelli yıllar sonra deplasmana giderken içinde bulundukları treni parçalayan taraftarlarına kendi parasıyla yeni tren tutacak kadar da fanatiktir. Ama Livornolular için en politik yolculuk Roma’ya Lazio deplasmanına yapılandır. Adeta bir savaşa gidilir gibi hazırlanılır. Tabii bunun karşılığında Laziolular da boş durmaz. Buradan Lazio’ya geçelim. Mavi-beyazlıların geniş taraftar grupları aşırı sağ görüşü taşımakta. 70’lerde Lazio takımı Chinaglia gibi sağ görüşü taşıyan oyunculardan kuruluyken bir rakip futbolcu, “Mussolini’nin takımını yeneceğiz” demiş ve Lazio taraftarlarının protestolarına maruz kalmıştı. Bu tribünlerde inanılmaz derecede ırkçı sloganlara rastlamak mümkündür. Bir hikaye daha anlatalım geçmişten. İtalya’nın sağ görüşlü kentlerinden Udine’nin takımı Udinese 80’lerin sonunda bir İsrailli oyuncu olan Ronnie Rosenthal ile anlaşmıştı. Genç İsrailli anlaşma imzalamak üzere uçakta indiğinde binlerce taraftarın açtığı gamalı haçlı bayrakları görünce uçağa geri döndü. Tabii sonra İngiltere’ye gidip ünlü oldu. Lazio’nun ezeli rakibi Roma’nın taraftar grupları arasında yıllar boyunca sola eğilimli olanlar çoğunluktaydı. Ancak son yıllarda İtalyan taraftar grupları içindeki sağcı söylemlerin artması başkent kulübünü de etkiledi. Sağ gruplar ve özellikle İtalya’nın zengin kuzeyinin Roma sınır olmak üzere fakir güneyden ayrılmasını savunan Lega Nord işleri iyice karıştırdı. Napoli takımının kuzey deplasmanlarında yıllarca, “Afrikalılar Avrupa’ya hoş geldiniz” pankartlarıyla karşılanması bu politik düşüncenin dışavurumundan ibaret. Bunlara inat Maradona’nın 1990 Dünya Kupası yarı finali öncesinde Napolililer’e, “Size yılın 364 günü Afrikalı diyen İtalyanlar’ı mı yoksa Napolili Maradona’yı mı destekleyeceksiniz” şeklindeki hitabı olay yaratmıştı. İspanya’nın da geçtiğimiz yüzyıl ciddi bir iç savaş yaşadığı düşünülürse futbol taraftarının politikayla iç içe olduğunu söylemek şaşırtıcı olmamalı. Özellikle Cumhuriyetçi harekete destek veren Katalunya ve Bask bölgesinin takımlarında bu belirgin olarak görünmekte. Barcelona, savaşta başkanını kaybetmiş ve yıllarca Real Madrid’in gölgesinde kalmıştır. Bu yüzden de Barça taraftarlarının Katalan milliyetçiliğine sempatiyle bakmasını normal karşılamak gerekir. Aynı şekilde Bask bölgesinin simge takımı Athletic Bilbao’da durum böyledir. Madrid yönetimine bir tepki vardır her zaman. Ancak yıllar içinde taraftar grupları soldan sağa doğru kaymıştır. Real Madrid ise hep sağ tarafa yaslanmıştır. Ama bu her Realli’nin sağcı olduğu anlamına gelmez. Sağcı hatta aşırı sağcı olanlar egemen taraftar gruplarıdır. Yıllar önce benim önyargımı kıran bir İspanyol spor yazarı olmuştu. Dedesi Cumhuriyetçiler adına İç Savaş’ta çarpışırken ölen Jorge, kendisi de sosyal demokrat olmasına karşın Real taraftarı ve bunu bir problem olarak görmüyor. Bir de azar işittik ondan önyargımız nedeniyle. İspanya’da da aynı İtalya’daki gibi aşırı sağa kaymanın olduğu bir gerçek. İspanya’nın AB üyeliği ve Afrika’dan iş için gelen göçmenler, ırkçılığı körükledi. Bundan dolayı da birçok statta ırkçı söylemler had safhaya ulaştı. Zaragoza taraftarları bunların belki de başında geliyor. Her rakibin baş belası olan bu taraftar grubu geçtiğimiz sezon Barcelona’nın Kamerunlu yıldızı Samuel Eto’o’yu da isyan noktasına getirmişti. Politikayla iç içe taraftar gruplarını Sırbistan’da bulmak çok kolaydır. Partizan ile Kızılyıldız arasında oynanan Belgrad derbisi taa Yugoslavya döneminden bu yana hep politik mesajların verildiği maçlar olmuştur. İç Savaş sırasında da Kızılyıldız’ın taraftar grubunu “reisi”dir Boşnak öldürmeye ilk koşanlardan birisi. Daha ülke dağılmadan oynanan Dinamo Zagrep-Kızılyıldız maçında Sırp polisi tekmeleyerek bir Dinamo taraftarını kurtaran Hırvat Boban, milli kahraman ilan edilmiştir. Taraftar için bundan büyük onur yoktur. Her ne kadar sınırlar kalkıyor, Avrupa birleşiyor lafları ağızlarda sakız olsa da futbol taraftarlarının politik duruşu en azından yeşil sahalarda durumun kolay olmadığını açıkça gösteriyor.

29 Haziran 2008 Pazar

Fatih Terim Hocanın Karar Anı


Bu günlerde sıkça duyduğumuz Fatih Terim'i Napoli istiyor haberleri aslında eskiden beri süregeldiğine dair bir yazı.Eğer bugünkü haberler gerçekten doğruysa Napolinin Terim aşkının hiç bitmediğidir.Acaba Terim yarım kalmış hesabını tamamlamak için çok sevdiği ikinci memleketi İtalya'ya dönermi?Valla gidipte şu hesabı görsede içimiz bir nebze rahatlasa ve önümüzdeki sezonda şöle heyecanla SeriA takibimiz katlansa...Forza Roma desede yüreğimiz Terim hatırına zamanında Fiorentina demiştik Napolide deriz kardeşim gocunmayız hani ;)


Fatih Terim Hoca'da bu onurun ve başarının oluşturduğu şartlar ile Dünya Futbol endüstrisinde büyük yeri olan İtalya'nın Mor Menekşeleri Fiorentina'ya transfer oldu...

Türk Futbolu , Galatasaray ve Fatih Hoca 2000 li yıllara kadar hiç kimsenin inanamayacağı bir ilki gerçekleştirmişti.

Bir Türk Takımı ilk kez bir Avrupa Kupası Finali oynayıp Finalde Arsenal'i alt edip UEFA Kupası Şampiyonu olmuştu.

Böylece Necdet Çobanlı ve Şenez Erzik'ten sonra Avrupa'ya Türk Antrenörleri ve futbolcuları da artık açılabilecek idi.

Okan Buruk, Emre Belezoğlu, Hakan Şükür, Tugay Kerimoğlu , Hakan Ünsal, Arif Erdem bu şampiyon takımın öncüleri idiler.

Fatih Terim Hoca'da bu onurun ve başarının oluşturduğu şartlar ile Dünya Futbol endüstrisinde büyük yeri olan İtalya'nın Mor Menekşeleri Fiorentina'ya transfer oldu .

Tartışmasız bunu hakketmişti Fatih Terim Hoca sonuna kadar.


imparator Fatih Terim

Floransa'da bulunmakta olduğum bu dönemde “ imparator Terim “ manşetleri genç bir meslektaşı ve her şeyden önemlisi bir Türk olarak beni de onurlandırmıştı.

Uzun yıllar İtalya'da Türklere karşı oluşan bir çok olumsuz yargının ;
her köşe başında “imparatore Fatih Terim” sohbetleri ile adeta bir anda kaybolduğunu yaşadım.

Neticede onlarda bizim gibi İmparatorluk kültürünü iyi bilen bir ulustu !

Bu heyecan Fatih Terim Hoca'nın Floransa'ya gelmesi ile her geçen gün coşkuya dönüşmeye başlamıştı.

Özellikle tarihte soylulara karşı ayaklanmalarının meşhur olduğu Fiorentina ruhunu Floransalı son soylu aile Gori'lere karşı ateşlemişti Sig.Fatih Terim.

Kulübün tek sahipleri olan Anne Valeria ve oğul Cecchi Gori'lerin evlerinin önünde büyük gösteriler ve ölümle tehditlere kadar varacak bir dizi macera sonunda Fatih Hoca İtalya Kupasında finale taşıdığı takımından ayrılmak zorunda kaldı.

Bu ayrılığın arkasından Cecchi Gori ve Annesi Valeria Gori' de Floransa şehrinden iyice uzaklaştılar !

İlginç kader böylece Fatih Terim'i İtalya'daki Sosyalizmin kalesi sayılan Floransa'dan , kapitalizmin merkezi Milano'ya taşıyacaktı !

AC Milan her antrenörün ve her futbolcunun hayalindeki son noktalardan biri idi kuşkusuz .

Yeni kulübünün Başkanı Silvio Berlusconi ise İtalya'daki ayrılıkçı ve kapitalizmin sert söylevleri ile birkaç yıl içinde ortaya çıkmış Forza Italia partisinin genel başkanı idi.

Kısa sürede ortaya çıkan parti seçimleri kazanmış ve S.Berlusconi ise Başbakan olmuştu.

Özellikle İtalya'da büyük tartışmalara neden olan “Güney İtalya'dan ayrılmak” isteyen fikrin öncüleri içinden çıkan bir parti idi Forza Italia.

Bu fikrin oluştuğu 90'lı yıllarda Roma'da oynanan İtalya – Arjantin Dünya Kupası Finalinde Güney halkı için çok şey ifade eden Maradona'nın yer aldığı Arjantin'i desteklemeye gelen on binlerce Güney İtalyalının kuzeye verilecek en güzel cevabıydı Argentina…Argentina …Argentina …diye haykırmak !

Bu siyasi karmaşadaki haykırışlar, Güney İtalya'ya en büyük mutluluğu ve prestiji vererek Napoli'yi hem İtalya hem de Avrupa şampiyonu yapan sadece Maradona için değildi elbette !

Floransa'da süren Fatih Terim Hoca fırtınası, şimdileri de aristokratların kulübü AC Milan'da kıpırtılara sahne olacak gibiydi.

Fiorentina'daki göz bebeği Rui Costa'nın transferi konusunda Adriano Galliani ile karşı karşıya geldi Fatih Terim Hoca.

“ imparator Terim “ pankartları Firenze Artemio Franchi stadyumundan San Siro Giuseppe Meazza stadına taşınmaya başlamıştı artık !

Ancak bu kıpırtılar Fatih Terim Hoca'nın Takımdaşlık ile ilgili bir seminerde konuşmacı olarak geldiği İstanbul'da görevine son verildiğini öğrenmesi ile son buldu.

Spor kamuoyu Fatih Hoca'nın bunu hakketmediğini söylüyordu ve şaşkındı .
Ayrıca görevine son verildiğini bu şekilde öğrenmesi de hiç yakışık almamaktaydı.

Başta Britanya, İspanya olmak üzere bir çok ülkede Fatih Terim ile çalışmak isteyen onlarca kulüp vardı .

Fatih Terim'in yaşadığı bu ilginç günlerin arkasına UEFA Şampiyonu olduğu takımına tekrar dönüp, kendisine karşı yapılan bu haksızlığa en güzel cevabı eski takımını bu seferde Şampiyonlar Ligi şampiyonu yaparak vermeği kafasına koymuştu.

Ancak bu günlerde Maradona'dan sonra Serie B ye düşmüş olan Napoli'de Fatih Terim sesleri yükselmeye başlamıştı.

Kuzeyin İtalya'sına karşı Maradona'dan sonra bayrağı alacak bir lider bulamamıştı Napoli ve Güney İtalya.

Forza Italia'nın Genel Başkanı, dönemin Başbakanı Silvio Berlusconi'nin takımından aforoz edilen ancak özellikle devrimci Floransa halkının gönlüne taht kuran “Imparatore Terim “ bu bayrağı alacak yeni lider olabilirdi Güney İtalya ve Napoli için .

Ama Fatih Terim Hoca'nın kararı Galatasaray'a tekrar dönmekten yanaydı …

Aslında Galatasaray'da 4 yılda 4 kez Türkiye şampiyonluğu ve Avrupa Şampiyonluğundan sonra bu karar Fatih Terim Hoca'nın kendi adına aldığı büyük risk yanında vizyonunun daraltmasının sebep olmayacak mıydı ?

Oysaki San Pietro meydanında bir Pazar ayini sırasında papayı vuran Mehmet Ali Ağca'ya rağmen , İtalya'da çalışan tek Türk hoca ve lider olarak Napoli'yi 2.lig şampiyonu yapıp tekrar Kuzeyin takımlarının yer aldığı Serie A çıkartmak ve böylece Forza Italia partisi Genel Başkanı'nın sahibi olduğu AC Milan ile rakip olmak daha anlam taşıyıp Fatih Hoca'nın ilerideki 10 yılına farklı vizyon açmaz mıydı ?

O gün verilmiş olan bu karardan sonra Fatih Hoca bugün geriye dönme şansı olsaydı acaba hangisini tercih ederdi ?

29 Mart 2004
Blog Widget by LinkWithin